..sessizce / susuyorum..

..yağmur çiçeğim..

- Bayram tebriği

20/9/2009

♥ Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir. Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle






"Sevabını Allah'tan umarak iki bayram gecesinde kalkıp ibadet eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez."

Siyam: 67.

Sıcak bir yaz günü televizyonun karşısına oturmuş kanaldan kanala zaplıyorum tek amacım ne oluyor bitiyor ülkemde diye haberdar olmak. Gayet çarpıcı bir şekilde haberlerini özet geçen bir kanalda duruverdim. Malumunuz son haftalarda gündem iki konu üzerine yoğunlaşmış vaziyette biri “susuzluk” diğeri “türban” mevzu. Yani ikinci şık ne zaman gündemden düştü ki dediğinizi duyar gibiyim ama bu konu da artık güzel ülkemin habercilerini de sıkmış olacak. Zira aralarından bazıları olaya farklı ve orijinal boyutlar getirerek gayet masum olan bu vecibeyi alevlendirip diri tutmak için olağanüstü bir çaba harcıyorlar. O yüzden biz gündemin öne çıkan başlıklarını susuzluk ve “sululuk” olarak nitelendirelim çünkü yazımızın “tema”sıyla da gayet uyumlu.

Şimdi şahit olduğum iki adet sulandırılmış habercilik örneği vermek istiyorum. Birinci haber, Hayrünnisa Gül’ün türbanı nasıl modern olur? Şimdi böyle bir haber(!) için gerekli malzemeleri sayalım: Bir adet muhabir, bir adet kamereman ve bir adet manken. Haberin yapılacağı yer: Tabii ki Fatih. Söyleşinin hazırlandığı mekan: Ünlü bir tesettür giyim mağazası.Tüm detaylar ayarlandıktan sonra mağaza görevlisine sorulur: Türbanı modern hale getirmek mümkün müdür? Sanki şık(?) ve modern(?) örtünme biçimiyle karşımıza çıkarsa, bunların tüm dertleri bitecekmiş gibi. Hadi canım sende…

Sonra bir kanalın haber bültenlerinde tam 3 kez aynı şeyi dinliyorum. “Türbanın sorun yarattığı başka bir alan: Evlilik” Haberin anafikri bu yani. Neymiş efendim, başörtülü genç kızlar evde kalıyormuş çünkü dindar erkekler açık kızları tercih ediyorlarmış. Haberin kaynağı da güya bir kitap. Kitabın yazarını buluyor muhabir ve soruyor sizce neden böyle? Yazarın verdiği akıllara ziyan cevaba bakın -Çünkü açık kızlar daha fingirdek ondan heralde (gülüşüyorlar). Sonra muhabir sokağa çıkıyor, aynı soruyu birçok insana soruyor. Haberin sonunu dinliyoruz: “Evet, bugünlerde türban bir başka açıdan yani başörtülü kızların evde kalmasına sebep olmakla suçlanıyor.” Güya bırakın dindar olmayanlarını, dindar erkekler bile başörtülü kızları tercih etmiyormuş. Ey türban o kadarcık hacminle sen nelere kadirmişsin?

Benim ki sadece varsayım ama burnuma yine pis kokular geliyor. Evet sanki bu çeşit bir haberin mutfağında birtakım trajikomik hesaplar varmış gibi. Naçizane fikrimi iki haberci arasında gelişmiş olması muhtemel bir diyalog halinde özetleyeyim isterseniz.


-Hocam, bez parçası dedik, Arap adeti dedik kâr etmedi; üniversitelere giremezsiniz dedik terk etmediler. Neredeyse tüm dizilerde temizlikçisini, hademesini, alt sınıfını başörtülü yaptık, vazgeçmediler; Sophia Loren gibi takın, dedik o da tutmadı. Yahu daha ne kaldı?

-Buldum abi. E, başını örtersen bittin sen, evde kalıcan mesajı versek, belki bir nebze işe yarar?

Z.N.YÜKSEL




---------------------------------------------------------------------------------------------------

Yazi Hakkındaki Yorumum : özelikle Şu kısım..

-Hocam, bez parçası dedik, Arap adeti dedik kâr etmedi; üniversitelere giremezsiniz dedik terk etmediler. Neredeyse tüm dizilerde temizlikçisini, hademesini, alt sınıfını başörtülü yaptık, vazgeçmediler; Sophia Loren gibi takın, dedik o da tutmadı. Yahu daha ne kaldı?

-Buldum abi. E, başını örtersen bittin sen, evde kalıcan mesajı versek, belki bir nebze işe yarar?



-----------------------------------------------------------------------------------------------------

espiri yapmaya calisip o kadar yorulmuslar paket yaptim bi ara gülerim cocuklara anlatip.((:


şimdi efendim diyelim basortusu ARAP adeti.. düşünüyorum düşünüyorum 1427 senedir islam var ewrensel olarak..bir gelenek adet tore her neyse artık 1427 senedir tüm dünyanın belirli kişilerine hitap etmekte {kalpleri muhursuz olanlara} bu nasıl bir hikmet ki en geniş ülkelerde bile bunu kabul edenler var..


sizler dizilerde asağı kademedekilere bu rolleri vererek basortuyu ezdiğinizi mi düşünüyorsunuz aksine onunla bukadar uğrastığınız için basortunun gücünü isbat ediyorsunuz cunku yıllardır onunla ugrasıyorsunuz..

kaldı ki basortuyu basit insanlara taktırarak alcatma düşüncesini cok ama cok komik buluyorum..

1980 li yıllarda basortusunu ilk gundeme getiren Ankara ilahiyattan hatice babacan hanım o zaman ki halkın basortu konsundaki bakışı hep cahil geri kalmıs insanların basortu takabileceğidir..

bizi bu kadar kabullenememelerinin sebebi okumus kulturlu uni öğrencilerinin bu geriliği nasıl kabullenmis olması ..

ONU ALLAH rızasi için takan bizlere onlar kapatsada rızasini gozetenleri o hiç bir zaman darda birakmaz..


basortusu basit birsey olsa idi bu kadar ugrasilmazdi.. sağolun bizim na kadar güçlü olduğumuzu bize vurguluyorsunuz..
biz o bez parcasını basımızın üzerinde tasımaya layik goruyoruz
bizi zinet sayip basımızı kapatmamizi {kapanmamızı} emreden ALLAH a sükürler olsun ki BİZ BASÖRTÜLÜYÜZ VE BİLİNCLİYİZ..

ayrıca küçük bir detay daha;
 basortu konusu ile ilgili ne zaman bir konu olsa su tv ye cıkıpta fetva vermeye kalkan unlu TESETTUR  firmasının sahibine kıl oluyorum webaldir webal hersey para demek değildir.. ALLAH hidayet versin amin ecmain.. inş.



yazı hakkında kendimi tutamamıslığımdır..

wesselam weddua..


GULSENi..



Evladım, Allah'u Teala'yı Bilir misin?



İslam âlimlerinin büyüklerinden Abdullah bin Mübarek, birkaç koyun otlatan bir çocuk gördü. Ona acıdı. ( Zavallı Çocuk!.. Küçük yaşta çobanlık yapıyor. Büyüyünce ALLAHü teâlânın ibadet ve marifetine nasıl kavuşur) diye düşündü. (Gidip çocuğa ALLAHü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim) diye, çocuğun yanına geldi ve aralarında şu konuşmalar geçti:
- Evladım, ALLAHü teâlâyı bilir misin?
- Kul sahibini nasıl bilmez!..
- ALLAHü teâlâyı ne ile biliyorsun?
- Bu koyunlar ile.
- Bu koyunlar ile Onu nasıl biliyorsun?
- Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunları koruyucu birisi lazımdır ki, bunlara su ve ot versin! Kurttan ve diğer tehlikelerden korusun. Bundan anladım ki, bu âlemdeki her şey, insanlar ve cin, bu hayvanlar, canavarlar, kanatlı kuşlar yaratıcısız olamazlar. İşte bu koyunlar ile, ALLAHü teâlâyı böylece bildim.
- ALLAHü teâlâyı nasıl bilirsin?
- Hiçbir şeye benzetmeden bilirim.
- Böyle olduğunu nasıl bildin?
- Yine bu koyunlardan.
- Nasıl yani?
- Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlar benim ne düşündüğümü ne yapacağımı bilemez. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler ve ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, ALLAHü teâlânın elbette kullarına benzemeyeceğini anladım: " Ona benzeyen bir şey yok. O her şeyi işitir ve görür."
- İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi?
- Ben bu sahralarda, nasıl bir ilim öğrenebilirim?

- Peki başka neler biliyorsun?
- Üç ilim bilirim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.
- Bunlar nelerdir?
- Gönül ilmi şudur ki; bana kalb verdi. Kendini tanımak ve sevmek yeri yaptı. Bu kalb ile Onu bileyim. Onun sevdiklerine gönülde yer vereyim. Sevmediklerine yer vermeyeyim ve böylelerinden uzak olayım.
Dil ilmi şudur ki; bana dil verdi. Dili zikir etmek, Onun adını söylemek yeri yaptı. Bununla Onu hatırlayıp adını söylemeyi, Ondan bahsedilmeyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı istedi.
Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir. Onun ile kendine hizmet olan her şeyi yaparım. Hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.
- MaşALLAH evladım sana. Bana bir diyeceğin var mı?
- Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi ALLAH rızası için öğrendiysen insanlardan istemeyi kes! Yok, dünya için öğrenmişsen, Cennet arzu ve isteğini kalbinden çıkar.

<< Alıntıdır >>




İslam'ın genç davetçisi!
Senin mutlaka gece hayatin olmalıdır. Peygamberani deyişle, bir süt sağımı kadar da olsa gece uyanık olup,Allah -u Tealanın huzurunda bulunmalısın. Diğer insanlardan farklı olarak, uykunu bölüp huzura varmalısın.

Bil ki, gecesi olmayanın gündüzü yoktur. Gece sabaha kadar yatağa boylu boyuna uzanan birisinin gündüze vereceği bir şeyi yoktur. Gece senin feyizle dolduğun, gündüz ise bu feyzi başkalarına aktardığın vakittir. Dol ki, boşaltacağın bir şeyin olsun.

Ne güzeldir gece! Yıldızların parlayıp kendisini gösterdiği, nurların tecelli ettiği zamandır ve mekandır gece. Görmüyor musun? Bin aydan daha hayırlı olan vakit, gündüz değil gecedir. Resulullah (sav)ın şu yalan dünyadaki en yüce ve mutlu anı olan Mirac, gece vuku bulmadı mı?

Evet, gece gönül adamlarının akşama kadar bekleyip durduğu vakittir. Gece samimiyettir, gece sıpsıcaktır. Gecenin, yani yalnızlığın riyası yoktur. Herkes uyurken kalk, bir abdest al soğuk suyla, Rabbinin huzuruna var, boynunu bük… Ona bir şeyler mırıldan, isteklerini sırala…gecenin nasıl iletken olduğunu göreceksin. Radyo dalgaları bile gece daha iyi çeker.

Bütün bunlar olup biterken, gecenin bunca avantajları varken, senin geceyi bastan sona uykuyla geçirmen ne büyük gaflet, ne büyük kayıptır


alıntıdır...

 

Canım yanıyor,içimde bir sızı nedenini bilmiyorum
Adı sensizlik belki
Yada ulaşamamak ,ağlayamamak derinden,
Kıyamdayken başka yerde, secdedeyken başka yerde olmak
Yönelememek sana içten bir aşkla
Canım yanıyor ya Rabbel alemin
Bir sızı var anlayamadığım,
Canım yanıyor Ya Erhamerrahimin
Adını koyamadığım,
Bugün gitmek istedim buralardan
Sana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için,
çıktım viran şehrimden; daha fazla gidemedim nedense,
Bir yağmur başladı sessizce,ER-RAHiM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime,
irkildim Ya Rabbelalemin,rahmetine kavuştur beni,
Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım,
Bir güvercin gördüm sırılsıklam; EL-CELiL dedi içimdeki sese,
Ne büyük.ne yücesin;yüceliğinle derman ol derdime,
Islandım,yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm ALLAHIM
Bir çocuk tebessümünde,bir yaprağın vedasında mevsime,
MALiKü’L-MüLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşte
Sen her şeyin tek sahibi ALLAHIM,
içimde bir uçurumken hayat,üstelik çıkmazdayken dar sokaklarım
EL-MüHEYMiN sesi kulağımda,
Sen aciz kullarını unutmayan hep gözeten ALLAHIM,yardım et bu kuluna,
Savruluyorum nereye gitsem bilmiyorum,bir dağa bakıyorum bir mahlukata
Hepsi rükuda hepsi kıyamda
çiçekler,otlar,toprak secdede
En küçük mahlukat zikirde,insanlık ise gaflette
YA HALIK diyor tabiat;adem ise hüsranda,azapta
Ey incelik,lütuf sahibi EL-LATiF
Ey kusurlardan münezzeh KUDDüS
EY adalet sahibi EL-ADL
EY büyüklük sahibi EL-AZiM
EY merhamet sahibi ER-RAHMAN
Nereye baksam,nereye dönsem sen tecelli ettin,
Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış,
her şey sende yaşarken;insanlık nefsinde ölmüş
Her yer sende iken,insanlık her yerde viran olmuş,
Bu viran şehirde,divane dünyada yalnız bırakma bizi
UTANIYORUZ RAHMETi GENiş ALLAHIM
Bizi bize bırakma ALLAHIM
BiZi BiZE BIRAKMA

 

AmiN.. AmiN..

HafızıM..

1/2/2008

HAFIZIM
Hafız Hak kelamına layık insan demektir.
Hafız Allah(celle celalüh) yoluna can adayan demektir
Bindörtyüz sene önce ilk vahiy indirilince
İki aradaki sevince canım kurban demektir..
Kur'an ki ayet ayet insanlığa son davet
Hafızlığa emanet Hafız En'am demektir..
Ruhta bir Hak hevesi Rasulullah'ın sesi
Kur'an vuslat çaresi cana canan demektir.
Çile ile dolu dünyan,günahlar birer tufan,
Düşünün...!diyor Kur'an Hafız İzan demektir..
O düşünerek okur maveraya yol bulur
Bu alemde kurtulur Hak'ta mihman demektir
Hafız Rabbin muştusu,Hafız cennet kokusu
Hafız Kur'an yolcusu Hafız Kur'an demektir..
Dili Kur'an,kalbi nur,kalbinde sonsuz huzur
Melekler divan durur,HAŞR'DA SULTAN demektir..
Gönlü ister cihanı,ikram eder Rahman'ı
Müjde iki cihanı, ehl-i gufran demektir
Bir Ramazan neş'esi,bir Kabe meşalesi
Bir bülbül ki nefesi AŞKI şakıyan demektir..
Bu ne yüce makamdır,neye baksa Kur'an dır
Yasindir Errahmandır lü'lü mercandır..
Hafız Kitabullahtır,Hubbu Rasulullahtır
Vallahi Beytullahtır,şifa derman demektir..
Ahsen-i Takvimdir o,hem akl-ı selimdir o
Ve Hak'ka selimdir o,edep erkan demektir
Rasul-u Sakaleyn'den,Osman-ı Zinnureyn'den
Bedir,Uhud,Huneyn den bir çağlayan demektir
Peygamberler,ümmetler nice zor akibetler
Hikmetler bereketler ona ayan demektir..
Helali haramı bildiren,halka Hakkı sevdiren
Nefsi terfi ettiren nurlu beyan demektir
Kur'an yaşar canında,bedeninde kanında
Sevgiyle kucağında, O nu saran demektir..
Erişilmez şandır,bir eşsiz heyecandır
Zaman üstü zamandır,Tayy-i Mekan demektir
Hasıl-ı o Hüda'nın.Habib-i Mücteba'nın
Peygamber-i Zişan'ın sevdiği CAN demektir...

Geldiğimde yoktun…

Anlamım yoktu… Hüznümden gayrı uğrayanım da…



Bivefa gözler anlamadı… Onlar gençliğime, ben ille de yokluğuna, hicran dedik. Bülbüllerin sesleri sinmedi içime… Gülizarı görmedi gözlerim…
yokluğun vardı...
Sen…
Yoktun…



Hicranın ruhumu titretirken, güneş vurdu nice gönüllere… Yüreğimi yakan bu değildi Efendim… Yapraklar çekilirken bedenimden, sızlayan acziyetim hicranıma yetişemedi… Gençsin dediler Efendim… Güneş var, dediler, bülbül var, Gülizar var…
Yokluğun vardı Efendim
Sen…
Yoktun…



Zaman değildi omuzlarımı düşüren… Gözyaşımı akıtan vedalar değil Efendim… Tomurcukluğuma sebep vuslatındı…
Doğdum,
Ben vardım da
Yokluğun vardı Efendim
Sen…
Yoktun…

Bayram Tebrik..

20/12/2007

Bundan birkaç yıl önce bir radyo kanalında bir sohbeti dinliyordum.Bir bayram öncesi yapılan bu sohbetin sonunda öyle bir şey paylaşıldı ki dinleyicilerle;

Eminim dinleyen herkesin tüyleri benim gibi diken diken olmuştur.Açıkçası bir sohbetin beni bu kadar etkileyebileceğini ve hayatımı değiştireceğini tahmin edemezdim.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti ve artık sohbetin sonlarına gelinmişti. Herkesin bayramı, sohbeti sunanlar tarafından tebrik edildi ve ben de artık uyumak üzere radyoyu kapatacakken sohbeti yapanlardan birisi

En önemlisi,yarın sabah ilk Peygamber efendimizle bayramlaşın.dedi.

Birden irkildim.Çünkü bunun nasıl olabileceği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Ancak rüyada nasip olacak (ki bu da her kula nasib olmaz.) bir şey nasıl mümkün olabilirdi..

Benim şaşkınlığım devam ederken sohbeti yapan kişi sözlerine, ben de heyecanla onu dinlemeye devam ettim.

Yarın sabah kalktığınızda abdestinizi alın,temiz kıyafetlerinizi giyin.Odanızın bir köşesine geçip mana aleminde sanki Peygamber efendimizin karşısında oturuyormuşsunuz gibi edeple oturun. Başınız saygıdan ve günahların ağırlığından önünüzde;

Ya resullullah bütün salat ve selamlar sana olsun diyin.Önce onunla bayramlaşın.denildi ve program bitti.

Ben radyo başında öylece kalakaldım.
Bu, bütün yaşamım boyunca duyduğum en inanılmaz şeydi.Bir anda bütün sınırlar kaldırılmıştı sanki.Hiç böyle bir şeyi düşünmemiştim.

İlk başta hayır bunu yapamam dedim kendi kendime. Başım eğik bir halde bile olsam bunca günahımla nasıl olur da mana aleminde dahi olsa Peygamber efendimizin karşısına oturabildiğimi düşleyebilirdim.

Bunları düşünerek uyudum.Ama yine de sabah kalktığımda abdestimi aldım,tertemiz kıyafetlerimi giydim. Yere diz çöktüm,başımı öne eğdim,kendimi Peygamber efendimizin kabrinin bulunduğu Medine-i Münevvere'de altın rengindeki parmaklıkların önünde hayal ettim.Kabe'deki milyonlarca hacının yaşadığı duyguyu, onlarla beraber yaşamayı düşledim.

Uzun bir süre öylece oturdum.yaşadığım en güzel bayram sabahıydı. Tattığım lezzeti anlatmaya kelimelerim kifayetsiz.bunu ancak denerseniz anlayabilirisiniz.

Bunun için illa bir bayram sabahını beklememiz gerekmiyor. Ben bu sabahı yaşadıktan sonra günahlarıma ağlamak , şükrümü paylaşmak,yalnızlığımı azaltmak için hep o parmakların ardını seçtim.

Şeytan sen bunu düşünmeye bile layık değilsin,günah işliyorsun diye beni uzaklaştırmaya çalışsa da ben hep içimden onun huzurunda şunları söyledim.

Sen benim peygamberimsin, ümmetindenim. Sen, benim ve benim gibi kardeşlerimin ahir zamanda işleyecekleri günahları görüp bize ağlayansın.Bizi sevensin.Bize bir zarar gelmesi Seni üzer. Sen bize çokça düşkünsün.

Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir Tevbe suresi-128)

Seni seviyorum Ya Resulullah.Beni şimdiden huzuruna kabul eyle ki, ahirette de arkandan cennete girebileyim. Senin için yaratılan alem de,senin yüzü suyu hürmetine yüzüm gülsün.

ALINTI

Hani! Söz vermiştik Alêm-i Ervahta.

‘Belâ’ demiştik ‘Elestübirabbiküm’ suâline.

Yaratıcı, rızık verici ve yegane kanun koyucu olarak, Allah’tan başka ilâh,

Önder olarak ta O’nun Resul’ünden başkasını tanımayacaktık.

Hani söz vermiştik..!

Hani! Söz vermiştik Erkam’ın evinde.

Hangi şart ve ortamda olursa olsun,

İ’la yı Kelimetullah misyonunu yürütecek,

musibetlerden yılmayacak, hiçbir tehditten korkmayacak,

gerekirse ölümlerin en güzeline talip olacaktık.

Hani! Söz vermiştik Akabe Tepesinde.

Doğru olan herşeyde Resul’e itaat edecektik.

Rabbani davayı elden ele, gönülden gönüle,

balçıkla sıvanmayan Hakikat Güneşini,

cihatsız ve şehâdetsiz bırakarak lekelemeyecektik.

Hani! Söz vemiştik Medine’de.

Hani söz vermiştik..!

Dünya kardeşliğinin en güzel teşekkül etmeye başladığı Medine’de.

Kıyamete kadar, tüm müslümanlar kardeş olacaktı.

Ve bizler, ve bizler…

Muhakkak ki müminler kardeştir. Ferman-ı İlâhisine gönülden bağlanacak,

Vücudun azâları gibi birbirimizin derdi ile dertlenip, sevinçlerimize ortak olacak,

‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’ düsturuna,

evrensel komşuluk bildirisine, kardeşliğin en ateşi olarak bakacaktık.

Hani! Söz vermiştik Rıdvan’da.

Başımızı tutamayan ellerimizi kökünden kurutacaktık.

Nemlenmemiş bir gözü, yara almamış, çile çekmemiş bir bedeni,

Mevlâya sunmayacaktık.

Mücadelesiz ve vuslata özlemsiz geçen bir günü, yaşanmamış kabul edip,

doğarken nişanlandığımız ölümle,

cihad masasında, şehâdet gömleğini giyerek,

nikâhlanacağımız günün hasreti ile yanıp tutuşacaktık.

Hani söz vermiştik..!

Ayaklarımızı vura vura Mekke’ye girerken,

dinime, namusuma göz diken zalimler tekrar işbaşına gelirse,

mukaddes beldelere ebreheler tekrar saldırırsa,

biz de kanatlanıp uçacak,

Mevlamızın ebâbil kuşları olmaya talip olacaktık.

Hani! Söz vermiştik Veda Haccı’nda Resulullah’a.

Cahiliye adetlerini bir daha diriltmemek üzere kökünden kurutacaktık

miras bırakılan emanetlere sımsıkı sarılacak,

Ahkâm-ı Kur’âniyeyi tüm dünyaya hâkim kılacaktık.

Ahde vefâ gösteremedik Allahım.

Zihinlerdeki hatırasını çoktan silmiştik.

Şehâdet mi...?

Çok uzaktı bizden, tanımıyorduk onu.

Sözlüklerimizden bile çıkarmıştık.

Çile çekmeye yanaşmadık.

Öyle eğildik, öyle eğildik ki…

Doğrulacak ne bir belimiz, kaldıracak ne bir başımız kaldı.

Utanıyoruz Allahım…

Nemlenmemiş bir gözle, yara almamış bir bedenle huzuruna varmaya utanıyoruz.

Ahde vefâ gösteremedik Allahım.

Bunu biliyoruz…

Ama şunu da biliyoruz ki…

Rahmet deryanda ufacık bir damlayız.

Yüzümüz yerde ama..!

AFFET ALLAHIM..! AFFET…