..sessizce / susuyorum..

..yağmur çiçeğim..

Sustuk..!

7/11/2009

Click the image to open in full size.


Anlaşılmak gibi bir derdimiz vardı...


Ne zaman ki kendimizi anlatamadığımızı farkettik...


işte o vakit susuşlar dost/umuz oldu...

( . . . )

beyaz GÜL !

31/10/2009



Edebiyatta bir kıssa vardır.
Derler ki, eskiden gül bembeyazmış. Bembeyazmış ama güle bülbül çok aşık, çevresinde dönüp dolaşıyormuş. Bizim Allah'ın ya da Allah sevgililerinin çevresinde dolaştığımız gibi. Gül de naz ehli olduğundan yüz vermiyormuş. Bülbül aşkını anlatmak için yanaşmış yanaşmış, sonunda diken yani hadiselerin dikeni o minicik kalbine girmiş ve onun nefsinin kanı gülün dibine akmış, dibine akınca gül ondan sonra kırmızı olmuş ve Peygamber'in (sav) manasını vermiş..
İşte nefsimizin kanını Allah'ın manası gülünün dibine akıtmazsak, yani Peygamberimizin manası önünde nefsimizi feda etmezsek o zaman onunla bütünleşemeyiz ve onun rengini aksettiremeyiz..

(Cemalnur Sargut)


"susuşlarımızda sen benim susuzluğumu dindirecek yağmurunu bulamadığını sandın
ben senin yağmurunu yağdıracak o bulutunu.
Oysaki yağmur bulutta saklıydı bulutta yağmurda.
Susmasaydık bulacaktık"

***


"Bana bir kere susma hakkı verseydin sana neler söylemeyecektim!
Oysa sen hep payına susmaları aldın
bana ise hep sessizliğin ezeceği vakitlerle savaşmalar kaldı.
Evet! susmak birilerini hep konuşmaya mahkum etmekti.
Ve en çok konuşan en fazla hata yapandı her zaman.

En çok susanın hep haklı kaldığı gibi...
Sessizlikten korkan birine sessizlik dayatmak
(hem de bir lütuf bir armağan gibi) işlenen en haklı suçtu.

Sen tüm suskunlukları kimseye bırakmayacak kadar bencil
herkesi suskunluğuna özendirecek kadar cömerttin.

Sana söylenenlerle sana anlatılanlarla herkesin sırrını bildin
ama kimseye bir şey söylemedin.

Oysa izin verseydin benimde sana söylemeyecek ne çok şeyim vardı.
İnsanları sadece dinleyerek böyle çıplak böyle savunmasız bırakmayı nerden öğrendin?

Başkalarına ait bunca sırrı taşımak seni neden hiç yormadı?
Sen en çok bana sustun; ben en çok sana konuştum.
Sana benzemeye başladığımdaysa bende içimi susarak döktüm.

Yoksa içim dökülecekti.

Susacak hiçbir şeyin kalmadığında ise
içindeki sessiz diyaloglarla benden çekip gittin.

Meğer susmak insanın içiyle konuşmasıymış. Geç fark ettim..


{alıntıdır}



Ayazlara aldanıp düşme karanlıklara. Ben, yüreğime baharları doldurup

Sevginde ” mutlulukları” tatmaya geliyorum.

Ellerindeki toprak kokusunu, Yüreğindeki ölümsüz sevda umudunu

Ömür boyu ” sende ” yaşamaya geliyorum.

Kaldır baharlarda kurumuş düşlerini,Üşüyen ellerini aç,İçine çek yüreğimin sıcaklığını.

Ben, avuçlarıma ” yıldızları ” doldurup Gözlerime ” gökkuşağını ” giydirip;Her gülüşünde sana yağmaya geliyorum.

Acılarında kanamış,

Umutlarını ser kurak toprağa.Ben, ömrümü sana adayıp;Acılarını ” yüreğimde” yakmaya geliyorum.


Düşlerimi avuçlarına sunup,Gülüşlerinde karanlıklarını boğup;Gökkuşağında gözlerinde doğmaya geliyorum.

Biraz daha dayan acılara,Bırak üzülme dökülen gözyaşlarına.

Bu sabah güneşle,Islak gözlerini kurutmaya geliyorum.
Karanlıklarına gözlerimin aydınlığını giydirip
ömrüne, ömrümü feda edip


Yüreğinde ” yaşamaya “geliyorum…


Vuslatına Talibim…



islamasevgiwordpress ten alıntıdır..

Affet Bilemedim Değersizliğini / Göremedim !!
dostumdun!! konduramadım...


En kötü kader olsa gerek bir insana hakettiğinden fazla değer vermek.

Eğer O’na bütün dünyanı sunmana rağmen değersizsen,
önem verdiğin değer verdiğin her şeyi tekrar gözden geçir.

Değersizleşmemek için her şeyi tadında bırak,
verilen değeri,
Sevgiyi, sevdayı, güzeli, özeli, aşkı, acıyı, arkdaşlığı, dostluğu abartma

Ve sadece hakettiği kadar değer ver.
Şunuda hiçbir zaman unutma...

Bir insana hakettiğinden fazla değer verirsen,
bir o kadar senin değerin düşer.

Eğer gözlerinden süzülen bir damla dahi olsa gözyaşı değersizse onun için
sende değersizsindir.

Değersiz olmak istemiyosan sadece sana değer vereni bul,

ve O’na öyle bi değer verki nefes dahi alamasın...



Benden,seni anlatmami isteselerdi,
Bir yürek anlatirdim … içinde,

Koskocaman bir dünya,
Dünyada kocaman bir fener
Ve sevgi yolunu aydinlatan…

Deselerdi yaz onu;

Yazardim en güzel siirleri,
Dilsiz,istekleri dipsiz kuyuda yuvarlanan,
Asklari yazardim;
Parmaklarim morarincaya kadar
Yazardim…..
Yüregim yorulup duruluncaya kadar….

Deselerdi çiz onu;…

Çizerdim dünyayi,
Hertarafi yedi veren gülleri,yedi renk açan
En mevsimsiz çiçeklerin açtigi,
Nakisli,oyali,özenlibir dünya ve korkardim.
Kendi çizdigim dünyaya dokunmaya korkardim,
Çiçeklerin,yapraklarin,solmasindan…

Deselerdi kim O ?…

O derdim, o iste,

Yüregnde deryalari tasiyipta…

Tek bir dünyaliya konusamayan,
O sinirsiz sevgi deryasinda yelken açip,
Giderken sevgisini utangaç kisiligine,
Gömen biri idi…..

Ve o derdim…

Beni son bahara kadar kendisini düsünmek
Zorunda birakan INSAFSIZ biri….
O konussa yüregindeki alli tebessümlerde,
Kaybolurdum.
Konussa,yanmadan yikilmadan söndürürdü beni
Derdim….

Görmedigim kadar özledigim,
Özledigim kadar dokunamadigim,
Dokunamadigim kadar ÜRKEK;….
Ve o derdim…
Yasayipta yitirdigim deyil,
Yasayipta bilmek istedigim,
Konusmasini bekledigim,

HASRETLENDIGIM….


Hasreti ile eridigim,

Yanimda iken bile özledigim,
Gittigi yolu kiskandigim,
Aradigim ama bulamadigim,
Aydinlik günlerimin tek sahibi

O DERDIM ISTE...

Üzme yüreğini üşürüm;

Sen ki kıyamazsın bana,

 Ben ki üzülen yüreğinde zindan hayatını yaşarım gecelerce.

 Her ne sebep olursa olsun üzme yüreğini yada üşütme beni.
Sen kıyamazsın bana ;
Üşüdüğümü duysan kendini ateşlere atarsın belki,

yanıp yanıp beni ısıtmak için.
Üzme yüreğini; eririm sensiz sokaklarını arşınladığım bu diyar' da.

 Emniyeti sonsuz olana emanet edip,
gözüme son bakışını nakışladığın bu diyarda eririm üzülürsen.

 Üzme yüreğini üşürüm, üşüdükçe dua ile ısınsam da,
duama duanı katmadan sevindiremeyiz melekleri ruhum.

 Çünkü onlar aşığın duasını maşuğun kine harmanlamadan mutlu olamazlar ki.

 Sen bana “-Üzülme sen, ben dertlenirim.”
dediğinde Efendim(s.a.v) gelir aklıma, sen ki ondan hal almaya talip güzel insan,
eşinin derdiyle dertlenen Hatice’n olmak benim gaye-i hayalim bilmez misin ?

 Biz tek yürekmiyiz ki sen yanarken ben yanmayayım,

 senin yüreğin savrulurken ben üşümeyeyim?!

 Üzme yüreğini üşürüm canımın canı, sen bana kıyamazsın,
kıyma ki üzülme,

 Sen ki kıymetlimsin, cennetim,
ahiret yoldaşım dünya da şifa tiryakımsın benim,

 Ya üzme, yada beraber üzülme fırsatı ver bana,
daha doğrusu ağlayıp ağlayıp sönelim beraber;

 ALLAH diye zikredilmez sadece bilirsin, “ALLAH “
diye ağlanır birde yâr dediğin cânanın ile;

 Üşümemi istemiyorsan “ALLAH” deyip ağlayalım seninle,

O ki yalnız bırakmaz bizi;
O ki üşütmez O’na müştâk bir olmuş yüreklerimizi,

 Üzülme emi mavi hayalim, üzülmek ALLAH ‘ın var ettiği bir “duygucuk”
ama benim derdim tek başına üzülmen,

 Üzme “kendini”, üzüleceksek beraber yanalım,
beraber üşüyüp duayla ısınalım,

 Teslim olalım, ” aşkı bize teslim edene”

 Üşümeyeyim ben, çift kanalı tek yüreğimizle takdiri sabır ile buyur edelim hanemize.

 Cennete merdiven inşa etmeye çabaladığımız yürek hanelerimize aşk ile sabır büyütelim .

 

Üzme yüreğini üşürüm.

 

Alinti.

 

SABRET YÜREĞİM

Click the image to open in full size.



Karanlık sokaklar,
Sus pus oldu bu gece.
Fırtınalar dindi.
Kim vurduya gitti yine kalbim.
Ölen öldü, kalan kaldı içimde.
Bir sonraki fırtınaya kadar,
Pusuya yattı acılar...
İğne ucuyla bir mezar daha kaz...
Sus! ... Ağlama! ..
Sabret yüreğim...

aŞk...

28/9/2009





Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı, “sarmaşık” demektir.

Bahçeye düşen sarmaşık tohumu,nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar,hatta dışarı taşarsa;
Gönüle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar.Oradan etrafa yayılır.

Nice fidanlar, serviler,çınarlar bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa,
aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez ve yok eder.


Sarmaşığın özelliği;

Sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır.
Aşk da insanı sarınca,onu içten içe eritip yok eder.
Dıştan görünen yalnızca aşktır ve aşkı da çevresini göremez olur.

Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki;
dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür;hatta duymak da görmek de istemez.

Aşka tutulan ağaçta,artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık,
“herkesi kör;dört yanı duvar sanır”.

Dıştan bakanlar,onun sarmaşığını görürler;
ama ağaç,sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez.

Sarmaşık,nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa,
aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık daha sabahtan
akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir.

(Kitâb-ı Aşk)İskender PALA

 

Bu gece kadrinin bilindiği gece..
Bu gece kadrini bilmen gereken gece..

 

Hep şikayetçi değil miydin önemsenmemekten? Sesini duyuramamaktan?
Bu gece kadir gecesi. Kadrinin sayıldığı gece. Hatırının bilindiği gece..
Rabbin seni sırada bekletmiyor; hemen huzuruna alıyor. Hatırını sayıyor.
Biricik kulu eyliyor. Önemsiyor varlığını. Her söylediğini hemen duyuyor.

 

Dile getirdiklerini değil sadece, dile getiremediklerini de dua kabul ediyor.
Fısıltılarını, iç çekişlerini, tereddütlerini de işitiyor.
Kendine bile söyleyemediğin kusurlarını ayıplamadan
yüzüne vurmadan bağışlayacağını söylüyor...

 

Bu gece kadir gecesi.. Kadrinin bilindiği gece.. Hatırının sayıldığı gece...
Affeden, affetmeyi seven, severek affeden Rabbin içine attığın,
unuttuğun, susturduğun pişmanlık sızılarını da özür kabul ediyor,
seni aklayacağını müjdeliyor...

 

Farkında mısın kadrin ne kadar yüksekte?
Farkında mısın hatırın ne kadar el üstünde?

 

Kadri büyük bir kitab,
Kadri büyük bir meleğin diliyle,
Kadri büyük bir elçinin eliyle,
Kadri büyük bir ümmete indirildi bu gece..

 

Kadrini kıymetini bilmek duâsıyla!
HAYROLA…

 

vesselam
Eyvallah.