Sustuk..!
7/11/2009
Anlaşılmak gibi bir derdimiz vardı...
Ne zaman ki kendimizi anlatamadığımızı farkettik...
işte o vakit susuşlar dost/umuz oldu...
( . . . )

Anlaşılmak gibi bir derdimiz vardı...
Ne zaman ki kendimizi anlatamadığımızı farkettik...
işte o vakit susuşlar dost/umuz oldu...
( . . . )
Edebiyatta bir kıssa vardır.
Derler ki, eskiden gül bembeyazmış. Bembeyazmış ama güle bülbül çok aşık, çevresinde dönüp dolaşıyormuş. Bizim Allah'ın ya da Allah sevgililerinin çevresinde dolaştığımız gibi. Gül de naz ehli olduğundan yüz vermiyormuş. Bülbül aşkını anlatmak için yanaşmış yanaşmış, sonunda diken yani hadiselerin dikeni o minicik kalbine girmiş ve onun nefsinin kanı gülün dibine akmış, dibine akınca gül ondan sonra kırmızı olmuş ve Peygamber'in (sav) manasını vermiş..
İşte nefsimizin kanını Allah'ın manası gülünün dibine akıtmazsak, yani Peygamberimizin manası önünde nefsimizi feda etmezsek o zaman onunla bütünleşemeyiz ve onun rengini aksettiremeyiz..
(Cemalnur Sargut)




![]()
Benden,seni anlatmami isteselerdi,
Bir yürek anlatirdim … içinde,
Koskocaman bir dünya,
Dünyada kocaman bir fener
Ve sevgi yolunu aydinlatan…
Deselerdi yaz onu;
Yazardim en güzel siirleri,
Dilsiz,istekleri dipsiz kuyuda yuvarlanan,
Asklari yazardim;
Parmaklarim morarincaya kadar
Yazardim…..
Yüregim yorulup duruluncaya kadar….
Deselerdi çiz onu;…
Çizerdim dünyayi,
Hertarafi yedi veren gülleri,yedi renk açan
En mevsimsiz çiçeklerin açtigi,
Nakisli,oyali,özenlibir dünya ve korkardim.
Kendi çizdigim dünyaya dokunmaya korkardim,
Çiçeklerin,yapraklarin,solmasindan…
Deselerdi kim O ?…
O derdim, o iste,
Yüregnde deryalari tasiyipta…
Tek bir dünyaliya konusamayan,
O sinirsiz sevgi deryasinda yelken açip,
Giderken sevgisini utangaç kisiligine,
Gömen biri idi…..
Ve o derdim…
Beni son bahara kadar kendisini düsünmek
Zorunda birakan INSAFSIZ biri….
O konussa yüregindeki alli tebessümlerde,
Kaybolurdum.
Konussa,yanmadan yikilmadan söndürürdü beni
Derdim….
Görmedigim kadar özledigim,
Özledigim kadar dokunamadigim,
Dokunamadigim kadar ÜRKEK;….
Ve o derdim…
Yasayipta yitirdigim deyil,
Yasayipta bilmek istedigim,
Konusmasini bekledigim,
HASRETLENDIGIM….
Hasreti ile eridigim,
Yanimda iken bile özledigim,
Gittigi yolu kiskandigim,
Aradigim ama bulamadigim,
Aydinlik günlerimin tek sahibi
O DERDIM ISTE...
Üzme yüreğini üşürüm;
Sen ki kıyamazsın bana,
Ben ki üzülen yüreğinde zindan hayatını yaşarım gecelerce.
Her ne sebep olursa olsun üzme yüreğini yada üşütme beni.
Sen kıyamazsın bana ;
Üşüdüğümü duysan kendini ateşlere atarsın belki,
yanıp yanıp beni ısıtmak için.
Üzme yüreğini; eririm sensiz sokaklarını arşınladığım bu diyar' da.
Emniyeti sonsuz olana emanet edip,
gözüme son bakışını nakışladığın bu diyarda eririm üzülürsen.
Üzme yüreğini üşürüm, üşüdükçe dua ile ısınsam da,
duama duanı katmadan sevindiremeyiz melekleri ruhum.
Çünkü onlar aşığın duasını maşuğun kine harmanlamadan mutlu olamazlar ki.
Sen bana “-Üzülme sen, ben dertlenirim.”
dediğinde Efendim(s.a.v) gelir aklıma, sen ki ondan hal almaya talip güzel insan,
eşinin derdiyle dertlenen Hatice’n olmak benim gaye-i hayalim bilmez misin ?
Biz tek yürekmiyiz ki sen yanarken ben yanmayayım,
senin yüreğin savrulurken ben üşümeyeyim?!
Üzme yüreğini üşürüm canımın canı, sen bana kıyamazsın,
kıyma ki üzülme,
Sen ki kıymetlimsin, cennetim,
ahiret yoldaşım dünya da şifa tiryakımsın benim,
Ya üzme, yada beraber üzülme fırsatı ver bana,
daha doğrusu ağlayıp ağlayıp sönelim beraber;
ALLAH diye zikredilmez sadece bilirsin, “ALLAH “
diye ağlanır birde yâr dediğin cânanın ile;
Üşümemi istemiyorsan “ALLAH” deyip ağlayalım seninle,
O ki yalnız bırakmaz bizi;
O ki üşütmez O’na müştâk bir olmuş yüreklerimizi,
Üzülme emi mavi hayalim, üzülmek ALLAH ‘ın var ettiği bir “duygucuk”
ama benim derdim tek başına üzülmen,
Üzme “kendini”, üzüleceksek beraber yanalım,
beraber üşüyüp duayla ısınalım,
Teslim olalım, ” aşkı bize teslim edene”
Üşümeyeyim ben, çift kanalı tek yüreğimizle takdiri sabır ile buyur edelim hanemize.
Cennete merdiven inşa etmeye çabaladığımız yürek hanelerimize aşk ile sabır büyütelim .
Üzme yüreğini üşürüm.
Alinti.

Nice fidanlar, serviler,çınarlar bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa,
aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez ve yok eder.
Sarmaşığın özelliği;
Sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır.
Aşk da insanı sarınca,onu içten içe eritip yok eder.
Dıştan görünen yalnızca aşktır ve aşkı da çevresini göremez olur.
Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki;
dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür;hatta duymak da görmek de istemez.
Aşka tutulan ağaçta,artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık,
“herkesi kör;dört yanı duvar sanır”.
Dıştan bakanlar,onun sarmaşığını görürler;
ama ağaç,sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez.
Sarmaşık,nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa,
aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık daha sabahtan
akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir.
(Kitâb-ı Aşk)İskender PALA
